TİCARETİN EKSİK HALKASI

Ali Kutlu

17-10-2026 23:16

Ali Kutlu’nun Kaleminden

Bir şehrin sınır kapısı dünyaya açılabilir. Ancak o kapıdan giren insanın dilini anlayamıyorsanız, önünüzdeki ticari fırsatın ne kadarını değerlendirebildiğinizi de sorgulamanız gerekir.

Edirne, Bulgaristan’a ve Yunanistan’a komşu. Her gün bu coğrafi yakınlığın ticari avantajlarından söz ediyoruz. Peki, bu avantajı gerçek bir kazanca dönüştürmek için ne kadar hazırlıklıyız?

Bulgaristan’dan, Yunanistan’dan gelen müşteri dükkâna giriyor. Esnafımız anlatmak istiyor, müşteri anlamaya çalışıyor. Birkaç kelime, el kol hareketleri, belki bir hesap makinesi… Alışveriş bir şekilde tamamlanıyor. Ya anlatılamayan ürünler, açıklanamayan fiyatlar ve kurulamayan güven yüzünden kaçırılan fırsatlar?

Komşu ülkeyle sınırımız var; peki, komşuyla aramızda neden hâlâ dil sınırı olsun?

Bir esnafın Bulgarca ya da Yunanca bilmesi elbette her sorunu çözmez. Fakat müşterisini anlayabilmesi, ürününü doğru anlatabilmesi ve güven ilişkisi kurabilmesi ticaretin önünü açar. Bu nedenle dil eğitimi, kişisel bir gelişim tercihinden ibaret değil; Edirne’nin ticari geleceği açısından değerlendirilmesi gereken bir imkândır.

Üstelik bu ihtiyaç bugün ortaya çıkmış değil. Edirne’de geçmişte Bulgarca kursları ve esnafa yönelik dil eğitimi çalışmaları yapıldı. Öyleyse asıl mesele, bu ihtiyacın varlığını yeniden keşfetmek değil, geçmişte edinilen deneyimlerin üzerine ne koyabildiğimizdir.

Geçmişte atılan adımların üzerine yenilerini koyabiliyor muyuz?

Buradan Edirne Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Selahattin Yayla’ya sormak istiyorum:

Edirne esnafının Bulgarca ve Yunanca öğrenebilmesi için bugün yürütülen ya da planlanan bir çalışma var mı? Esnafın güncel talebi araştırıldı mı? Geçmişteki kurs deneyimlerinden yararlanılarak yeni bir eğitim programı hazırlanması gündemde mi?

Atılmış bir adım varsa öğrenmek isterim. Henüz bir çalışma planlanmadıysa, Edirne’nin coğrafi ve ticari konumu ortadayken bu ihtiyacın neden yeniden gündeme alınmadığını da sormak gerekir.

Çünkü mesele yalnızca kurs açmak değildir. Esnafın işini aksatmadan katılabileceği, günlük alışverişte kullanabileceği pratik bir program hazırlamak; eğitmeni, ders saatini ve katılımcıyı doğru planlamak gerekir. Bunun için de kurumların birbirinden habersiz hareket etmesi değil, ortak bir irade ortaya koyması önemlidir.

Edirne Valiliği’nin koordinasyonunda Halk Eğitimi Merkezi, İl Millî Eğitim Müdürlüğü, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) ve ilgili esnaf kuruluşları bir araya gelebilir. Önce ihtiyaç belirlenir, ardından uygulanabilir bir eğitim programı hazırlanır.

ETSO’ya da soruyorum: Üyelerinin ticari faaliyetlerini geliştirecek Bulgarca ve Yunanca eğitimleri için güncel bir talep araştırması yapılması veya ilgili kurumlarla yeni bir çalışma başlatılması gündemde mi?

Edirne Esnaf ve Sanatkârları Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birliği Başkanı Harun Özen’e de bir sorum var: Esnafın bu ihtiyacının ilgili kurumlara iletilmesine ve olası bir eğitim çalışmasına destek verilmesine katkı sunmayı düşünür mü?

Burada kimseden tek başına bütün yükü üstlenmesini beklemiyorum. Beklentim, herkesin kendi sorumluluk alanında çözümün bir parçası olmasıdır.

Çünkü bir şehre gelen müşteri yalnızca para harcayan biri değildir; aynı zamanda o şehrin esnafıyla, insanıyla ve kültürüyle ilişki kuran bir misafirdir. Onunla doğru iletişim kurmak, bir alışverişin ötesinde, Edirne’nin ticari itibarına da katkı sağlar.

Benim derdim herhangi bir kurumu peşinen eleştirmek değil. Sorularım açık, önerim de belli: Esnafın ihtiyacı belirlensin, kurumlar ortak bir çalışma planı hazırlasın ve atılan adımlar kamuoyuyla paylaşılsın.

Çünkü bir şehrin ticari potansiyeli yalnızca sahip olduğu konumla değil, o konumu değerlendirecek hazırlığıyla ölçülür.

Edirne’nin sınır komşusu olması bir coğrafya gerçeği. Bu yakınlığı ticari kazanca dönüştürmek ise tercih, planlama ve iş birliği meselesi.

Sınır kapısını açmak coğrafyanın işi; o kapıdan gelen fırsatı değerlendirmek ise bizim sorumluluğumuz.

Ben sorumu sordum, önerimi ortaya koydum. Şimdi ilgili kurumlardan temenni değil, somut bir cevap bekliyorum.

Vesselam.

DİĞER YAZILARI MİHENK 01-01-1970 03:00 FİGÜRANLAR 01-01-1970 03:00 NE İYİ İNSANLAR! 01-01-1970 03:00 ZAFERDEN KALAN... 01-01-1970 03:00 SÖZÜN BEDELİ 01-01-1970 03:00 İKBAL Mİ? 01-01-1970 03:00 İSİMLER GEÇER, KURUM KALIR 01-01-1970 03:00 SANDIKTAN ÖNCE VİCDAN 01-01-1970 03:00 MİZAN 01-01-1970 03:00 Hakikat 01-01-1970 03:00 MAŞALLAH 01-01-1970 03:00 VİCDAN YORGUNLUĞU 01-01-1970 03:00 UNUTANLAR 01-01-1970 03:00 Hesap… 01-01-1970 03:00 Yarın… 01-01-1970 03:00 VEBAL 01-01-1970 03:00 Görünmeyen Yangın: Bu Şehirde Kim Farkında? 01-01-1970 03:00 “Bir İz, Bir Hafıza” 01-01-1970 03:00 “Güzelleştirme mi, Sorgulanması Gereken Bir Süreç mi?” 01-01-1970 03:00 “Gücün Gölgesinde Adalet Aranır mı?” 01-01-1970 03:00 “Bir Sofra, Bir Saray, Bir Medeniyet” 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, SÖZ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, MAAŞ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 Hızlandırılmış Zenginlik Kursu 01-01-1970 03:00 Ramazan: Kalbin Yeniden İnşası 01-01-1970 03:00 Ar Damarı: İnsanlığın Son Sınavı 01-01-1970 03:00 TERAZİ – III | Artık Sıra Hesapta 01-01-1970 03:00 Çamurda Hizmet, Masada Hak Ediş 01-01-1970 03:00 TERAZİ – II 01-01-1970 03:00 TERAZİ 01-01-1970 03:00 Sonrası... 01-01-1970 03:00 İz... 01-01-1970 03:00 BU ŞEHİR SESİNİ KAYBEDİYOR 01-01-1970 03:00 Taş Yerinde Ağırdı, Siz Yerinden Ettiniz 01-01-1970 03:00 Bir Gün Değil, Bir Tercih 01-01-1970 03:00 Bir Çocuk Eziliyorsa, Kim İşini Yapmıyordur? 01-01-1970 03:00 Bir Lokma, Bir Hırka ve Kaybolmayan Ümit 01-01-1970 03:00 Alışmak!... 01-01-1970 03:00 VERİMLİ GEÇTİ 01-01-1970 03:00 Bir Yılın Sessiz Muhasebesi 01-01-1970 03:00 AYAR TUTMAYAN TERAZİ 01-01-1970 03:00 Gölgelerin Sesi 01-01-1970 03:00 Beş Dakika... 01-01-1970 03:00 SERVET SESSİZLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa: Ruhun Kayıp Anahtarı 01-01-1970 03:00 Taht mı, Hizmet Makamı mı? 01-01-1970 03:00 Hoş Bir Seda 01-01-1970 03:00 74 Yıllık Yol: İmam Hatipler ve Topluma Katkıları 01-01-1970 03:00 “Satın Alınan Gerçek, Susturulan Vicdan” 01-01-1970 03:00 HİZAYA GELMEK VE ÖZGÜRLÜK 01-01-1970 03:00 Edirne’de Seracılık: Toprağın, Emeğin ve Umudun Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Değerlerimizi Yitirmeden Değer Verelim... 01-01-1970 03:00 “Taşa Sinmiş Merhamet” 01-01-1970 03:00 Selimiye’nin Sessiz Çığlığı: Tarihe Saygı Nerede? 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Can Damarı: Esnafın Çığlığı 01-01-1970 03:00 Bir Doğumun Hatırlattıkları 01-01-1970 03:00 Lütufla Beslenenlerin Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Edirne: Vakit Daralıyor... 01-01-1970 03:00 30 Ağustos: Bir Milletin Varoluş Destanı 01-01-1970 03:00 Kurak Nefesler 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Ergene Nehri Alarm Veriyor: Edirne’nin Son Çığlığı 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Suskunluğun Bedeli 01-01-1970 03:00 Durma Noktasındaki Nehirler, Duran Vicdanlar 01-01-1970 03:00 Edirne: Tarihin Işığında, Bugünün Sınavında, Yarının İddiasında 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Deprem: Doğanın Sessiz Dili ve İnsanlığın Sınavı 01-01-1970 03:00 Kime Hizmet Ediyor Bu Kalem!!! 01-01-1970 03:00 Kâğıda Dökülen Vicdan 01-01-1970 03:00 "Zamanın Göğsünde Yankılanan Sessizlik" 01-01-1970 03:00 15 Temmuz: Halkın Yazdığı Destan 01-01-1970 03:00 Sayın DSİ Müdürü, Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahalenin Hesabını Kim Verecek? 01-01-1970 03:00 Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahale Sonrası Doğa Yalnızlığa Terk Edildi... 01-01-1970 03:00