Bu yazı bir uyarı değildir.
Bu yazı bir beklenti de değildir.
Bu yazı, artık hesap zamanına gelindiğinin kaydıdır.
Çünkü sorular soruldu.
Çünkü süre verildi.
Çünkü kamuoyu sabır gösterdi.
Ve çünkü sessizlik, bilinçli biçimde tercih edildi.
Bugüne kadar ölçü istendi.
Hedef soruldu.
Sonuç beklendi.
Karşılığında ise açıklama değil, suskunluk sunuldu.
Artık şunu netleştirmek gerekir:
Kamu gücü kullanan her makam, kamuoyuna karşı hesap vermekle yükümlüdür.
Bu bir lütuf değildir.
Bu bir nezaket meselesi değildir.
Bu, görevin bizzat kendisidir.
Burada artık yalnızca sonuç değil, bu suskunluğun arkasındaki yaklaşım da sorgulanmalıdır.
Bu kadar açık ve ölçülebilir sorular karşısında tek bir net açıklama yapmama tercihi; sıradan bir ihmal olarak görülemez.
Bu, kamuoyunu muhatap almamayı göze alan bir tutumdur.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu rahatlık neye dayanmaktadır?
Hangi anlayış, hesap vermemeyi olağan kabul etmektedir?
Kamuoyunun sorgulama hakkının bir noktadan sonra unutulacağı mı varsayılmaktadır?
Cevap verememek bir eksiklik olabilir.
Ancak cevap vermemeyi sürekli hâle getirmek, kurumsal ciddiyetle bağdaşmaz.
Ve hiçbir kamu makamı, sorular karşısında bu kadar uzun süre sessiz kalmayı normalleştiremez.
İl Müdürlüğü makamı da bu yükümlülüğün dışında tutulamaz.
Bugün gelinen noktada mesele “iyi niyet var mı?” meselesi değildir.
Mesele şudur: Sonuç var mı?
Çünkü spor; temenniyle, sabır çağrılarıyla ya da uzun açıklamalarla ayakta duran bir alan değildir.
Spor; hedefle, planla ve ölçülebilir sonuçla yürür.
Hangi branşta ne hedeflenmiştir?
Bu hedeflerin hangisine ulaşılmıştır?
Ortaya çıkan sonuçlar kalıcı mıdır, yoksa geçici midir?
Bu sorular kişisel değildir.
Bu sorular saldırı değildir.
Bu sorular kamusaldır.
Ve kamusal sorulara cevap verilmediği noktada, sessizlik bir eksiklik olmaktan çıkar;
bir yönetim biçimine dönüşür.
Bugün Edirne sporunda yaşanan tam olarak budur.
Faaliyet anlatımı vardır.
Takvim vardır.
Afiş vardır.
Ama bütün bunların sonunda sürdürülebilir, tekrar edilebilir ve ölçülebilir bir başarı tablosu yoktur.
Ve artık şu gerçek açıkça yazılmalıdır:
Bir makamda bulunmak, o makamın gerektirdiği bilgiye ve yönetsel yeterliliğe sahip olunduğu anlamına gelmelidir.
Eğer verilen emek sahada karşılık bulmuyorsa;
eğer hedef konulamıyor, sonuç üretilemiyor ve bu sonuçsuzluk kamuoyuna açıklanamıyorsa;
mesele kişisel çaba değil, yeterlilik meselesidir.
Spor, deneme-yanılma alanı değildir.
Yapılamıyorsa, bu işi yapabilecek olanlara alan açmak bir erdem değil; bir sorumluluktur.
Terazi hâlâ masadadır.
Bu kez yalnızca sonucu değil, sorumluluğu da tartmaktadır.
Yetki kullanıldı mı?
Evet.
Peki sonuç üretildi mi?
Bu sorunun cevabı verilmediği sürece;
hiçbir uzun cümle,
hiçbir gerekçe,
hiçbir suskunluk bu boşluğu dolduramaz.
Artık mesele şuraya dayanmıştır:
Ya bu tablo açıkça ortaya konur,
ya da bu sessizlik kendi anlamını yazmaya devam eder.
Çünkü kamuoyunun sabrı;
ölçüsüzlüğü tolere etmek için değil,
hesap görmek içindir.
Ve unutulmamalıdır:
Sessizlik de kayda geçer.
Bugün konuşulmayan her şey, yarın sorulur.
Terazi burada duruyor.
İbre yerinde.
Ve artık sıra hesapta.
Vesselam.
Ali Kutlu
KRİZ ÇARŞIDA, SÖZ MAKAMDA
Bahaddin Özbuğutu
SAVUNMA SANAYİİ. MİLLİ YERLİ TEKNOLOJİ.
Didar Refika Ulvi
Su, Toprak, İnsan: Edirne
Ali SUPHİ
Fikir Cesaret İster
Fatih Kutlu
Zorbalığa Karşı Güçlü Çocuklar
Ömer Faruk
Başlık: “Ramazan ve Sessiz Güzellikleri”
İbrahim YANIK
Ramazan Geldiğinde İnsan Kendine Döner