Kelimelerin de kaderi vardır.
Bazıları hakikati anlatmak için yazılır.
Bazıları hesaplaşmak için...
Bazıları ise görünürde bir meseleyi anlatırken, satır aralarında başka hesapların kapısını aralar.
İşte asıl mesele de burada başlar.
Çünkü bir yazıyı değerli kılan yalnızca ne söylediği değildir.
Neden söylediği ve sonunda kime yaradığı da önemlidir.
Son günlerde kaleme alınan bir köşe yazısını okudum.
Yazının girişinde spor vardı.
Ortalarında ahlak tartışması...
Sonunda ise siyaset.
Okurken ister istemez şu soruyu sordum:
Gerçekten anlatılmak istenen konu neydi?
Jimnastik mi?
Çocuklar mı?
Yoksa bunlar daha büyük bir anlatının yalnızca dekoru muydu?
Bir yazarın en tabi hakkıdır; eleştirir, sorgular, yanlış gördüğünü yazar.
Buna kimsenin itirazı olamaz.
Fakat yazının sonunda okuyucunun zihninde olay değil de belirli isimler kalıyorsa, artık mesele yalnızca yazılan konu olmaktan çıkar.
Kalemin istikameti de konuşulmaya başlanır.
Çünkü bazı yazılar olayları anlatır.
Bazıları ise olayların içinden aktör üretir.
Birini öne çıkarır.
Birini geriye iter.
Birini haklılaştırır.
Bir diğerini savunmaya zorlar.
Ve bütün bunlar yapılırken konu hâlâ başka bir şeymiş gibi görünür.
Siyasetin en eski yöntemlerinden biridir bu.
Satrançta hamle denir.
Edebiyatta ima...
Okur da bazen satırları değil, satır aralarını okumak zorunda kalır.
Recep Çınar'ın kullandığı ifadeler doğru bulunabilir ya da bulunmayabilir.
Bu ayrı bir tartışmadır.
Herkes hata yapabilir.
Yanlış değerlendirebilir.
Eksik düşünebilir.
Bilmeden kırabilir.
İnsan olmak biraz da budur.
Bilmeden yapılan bir hata ile bilerek yapılan bir tavır arasında ise büyük fark vardır.
Eğer bir yanlış bilgisizlikten kaynaklanıyorsa düzeltilir.
Fakat başka hesapların malzemesi hâline getiriliyorsa, o zaman tartışma başka bir yere evrilir.
İşte bu yüzden yalnızca söylenen sözlere değil, o sözlerin kimler tarafından nasıl kullanıldığına da bakmak gerekir.
Çünkü bazı insanlar olayların peşinden gider.
Bazıları ise olayların üzerine çıkar.
Bir fırsat görür.
Bir görünürlük alanı görür.
Bir etki sahası görür.
Bir köşe yazarının serveti banka hesabında değil, etkisindedir.
Kimin konuşulduğunu,
kimin alkışlandığını,
kimin savunulduğunu,
kimin hedefe konulduğunu belirleyebiliyorsa;
artık yalnızca yazı yazmıyordur.
Alan açıyordur.
Çünkü nüfuz yalnızca makamla kurulmaz.
Bazen bir kalem de makam kadar güçlüdür.
Hatta bazı dönemlerde makamlar değişir, unvanlar değişir, koltuklar değişir...
Ama kalemin açtığı alan uzun süre yaşamaya devam eder.
İşte bu yüzden okur, yazının kendisinden çok yönüne dikkat etmelidir.
Bir yazının sonunda sürekli aynı isimler büyüyor, aynı isimler küçülüyorsa;
mesele fikir olmaktan çıkar, tercih hâline gelir.
Tercihin olduğu yerde ise hakikatten önce niyet sorgulanır.
Ortada gerçekten savunulan bir ilke mi vardı?
Yoksa büyütülen bir fırsat mı?
Gerçekten korunmak istenen bir değer mi vardı?
Yoksa görünür kılınmak istenen bir aktör mü?
Bunu bugün kimse kesin olarak bilemez.
Fakat zaman bilir.
Kalem sahibini ele vermez sanılır.
Oysa en çok kalem ele verir.
Çünkü kelimeler bazen gerçeği gizleyebilir.
Fakat istikameti asla...
Ve bir yazının gerçek adresi, çoğu zaman başlığında değil; kime yaradığına bakıldığında ortaya çıkar.