Bir toplum bazen yasalarıyla değil, alıştığı görüntülerle çözülür.
Asıl çürüme de tam burada başlar.
Bugün sahillerde bırakılan manzaralara bakınca insanın aklına aynı soru geliyor:
Ne oldu da bu kadar duyarsızlaştık?
Bir zamanlar insanlar oturduğu yerden kalkarken arkasına dönüp bakardı. Şimdi ise bazıları eğlenceyi; gürültüyle, taşkınlıkla ve geride bıraktığı çöple ölçüyor.
Gece boyunca yakılan ateşlerin ardından sabah kıyıya vuran şey yalnızca dalga olmuyor; boş şişeler, izmaritler, kırılmış camlar ve umursamazlık da kıyıya vuruyor.
Sonra herkes birbirine bakıyor.
Belediye temizlik yapsın…
Emniyet denetlesin…
Birileri müdahale etsin…
Peki toplum ne yapıyor?
Çünkü mesele yalnızca birkaç kişinin sahilde alkol alması değildir. Mesele; bunun artık normalleşmesi, sıradanlaşması ve kimsenin rahatsız olmamaya başlamasıdır. İşte en tehlikeli eşik de budur.
Bir şehir önce görüntüsünü kaybeder, sonra karakterini…
Bugün çocukların oynadığı kumların arasında şişeler varsa, ailelerin yürüdüğü sahilde gece ateş yakılıp sabah çöp bırakılıyorsa, burada yalnızca çevre kirliliği yoktur; toplumsal bir gevşeme vardır. Ve bu gevşeme sessiz ilerler.
Çünkü bazı insanlar özgürlüğü sorumlulukla taşır, bazıları ise başkasının huzurunu yok sayarak kullanır. Oysa medeniyet; “ben istediğimi yaparım” cümlesiyle değil, “arkamda ne bırakıyorum” sorusuyla başlar.
Bugün Armutlu’nun bazı kıyılarında görülen tablo bir turizm beldesine yakışmıyor. Deniz hâlâ güzel olabilir… Gün batımı hâlâ etkileyici olabilir…
Ama bir şehrin gerçek kalitesi, sabah geriye kalan görüntüdür.
Ve insan düşünmeden edemiyor:
Bu kadar uyarıya, bu kadar görüntüye rağmen neden hâlâ aynı manzaralar oluşuyor?
Neden herkes rahatsız ama kimse sorumluluk hissetmiyor?
Neden bazı alanlar sahipsiz bırakılmış hissi veriyor?
Çünkü uzun süredir kurallardan çok alışkanlıklar yönetiyor bazı yerleri.
Sessizlik büyüdükçe duyarsızlık da büyüyor.
Oysa toplum dediğiniz şey yalnızca binalardan oluşmaz.
Toplum; çocukların neyi normal gördüğüyle şekillenir.
Bugün sahilde bırakılan bir şişe, yarın zihinde bırakılan bir kabullenişe dönüşür. Ve en büyük tehlike bazen kirlenmek değil; kirlenmeye alışmaktır.
Şehirler bir günde çökmez.
Önce insanlar bakmamaya başlar.
Sonra görmemeye…
En sonunda da utanmamaya…
İşte asıl korkulması gereken budur.
— İbrahim Yanık