Bir şehirde güven, lafla kurulmaz.
Unvanla hiç kurulmaz.
Güven, davranışla, örnek olmakla kurulur.
Şimdi durup soralım:
Trafikte kurallara uymayan birinin, trafikten şikâyet etme yetkisi var mıdır?
Ya da daha net:
Resmî denetimlerde yasal sınırı aşan bir kişinin, direksiyon başındaki insanların hakkını savunma iddiası nasıl ciddiye alınabilir?
Evet, haberlere göre gerçekten alkollü araç kullandığı tespit edildi. Bu artık iddia değil; resmi ve doğrulanabilir bir durumdur.
Burada kimsenin özel hayatı konuşulmuyor.
Mesele basittir:
Bir başkansın; kuralları bilen, temsil eden ve savunan kişi.
Ve tam da bu konumda, alkollü araç kullanırken yakalanmış oluyorsun.
Ve şimdi… yeniden aday olduğunu açıklıyorsun.
Sormak gerekir: bu tablo karşısında hangi yüzle konuşuyorsun, hangi duygu ile kendini ifade ediyorsun?
Bu, cürretin ta kendisidir.
Cürret;
“Benim konumum var” diyerek kuralları hiçe saymaktır.
“Bana bir şey olmaz” rahatlığıyla başkalarına çizilen sınırı kendin esnetmektir.
Şimdi soralım:
Yarın bir şoför çıkıp “Başkanım, bu ceza adil mi?” dediğinde ne cevap vereceksin?
Kurala uymanın önemini anlatırken, hangi örnekle konuşacaksın?
Ve en önemlisi:
“Yaşadığın bu tablo karşısında, sana oy verecek insanlara hangi yüzle bakacak, hangi yüzle kendini savunacaksın? Hangi kelimeler, hangi maske bu cüretin izini silebilir?”
İnsan temsil edilmek ister. Ama kendisiyle çelişen biri tarafından değil; güven duyduğu bir rehber, örnek alınacak bir duruş, sözleriyle eylemleri uyumlu bir lider ister. İnsan, sözü ve davranışı birbirini tutmayan birini takip etmez; takdir etmez; çünkü tarih ve şehir, böyle çelişkileri kolay kolay unutmaz.
Bakın, mesele birkaç ay ehliyetsiz kalmak değildir.
Mesele bir dosya, bir tutanak da değildir.
Asıl mesele şudur:
Bir koltuk, onu taşıyanın davranışıyla ölçülür.
Ve bazı davranışlar vardır ki:
Ne savunulabilir.
Ne izah edilebilir.
Ne de telafi edilebilir.
Çünkü şehirler unutmaz.
Ve özellikle örnek olması gerekenleri, çok net hatırlar.
Sonuçta bu, basit bir denetim değildir.
Bu, karakter testi ve şehrin hafızasıdır.
Ceza biter.
Dosya kapanır.
Ama CÜRRET, kalır.
Hülasa:
**Birkaç dönem bu işlerden uzak dur. Belki halk bir anlığına unutabilir, belki yeniden aday olursun… ama gel gör ki, bu ihtimal neredeyse yok.
Çünkü Edirne, böyle cüretleri hafızasına kazır; tarih unutmaz, şehir affetmez, insanlar gözlerini kapatmaz. Tekrar denemek istiyorsan, her bakışta ve her yolun sonunda kendi hatalarını göreceğini bil.
İbrahim YANIK
Armutlu’nun Sessiz Hazları
Ömer Faruk
Kubbenin Ağırlığı
Ali Kutlu
TERAZİ – III | Artık Sıra Hesapta
Ali SUPHİ
ALIŞKANLIK – I | Normal Olanın İnşası
Didar Refika Ulvi
YANGIN, KIYI VE BEKLEME
Fatih Kutlu
Sporda Asıl Kazanç: Gelişmek ve Güçlenmek
Bahaddin Özbuğutu
HER YIL SONU!