UNUTANLAR

Ali Kutlu

31-05-2026 00:00

 

Ali Kutlu’nun Kaleminden

İnsan bazen aynaya bakar ama kendini göremez.

Çünkü bazı aynalar yüzü gösterir...
Bazıları ise kaybedilen ruhu.

Ne tuhaf değil mi?

Dün kapısında bekleyen rüzgârı bile misafir sayanlar vardı.

Bugün kapılar büyüdü...
Duvarlar yükseldi...
Kasalar ağırlaştı...

Ama gönüller küçüldü.

Bir zamanlar aynı kaldırımlarda yürüyenler,
aynı çayın buharında ısınanlar,
aynı ekmeği bölüşenler...

Şimdi kendi hikâyelerini unutmuş gibi davranıyor.

Sanki hiçbir zaman yokluk görmemişler.
Sanki hiçbir zaman hesap yaparak alışveriş etmemişler.
Sanki hiçbir zaman “yarına Allah kerim” dememişler.

Paranın en büyük marifeti nedir bilir misiniz?

Cebi doldururken hafızayı boşaltması.

İnsan zenginleşebilir.
Bu ayıp değildir.

Servet büyüyebilir.
Bu da ayıp değildir.

Ayıp olan;

yükselirken geldiği yeri inkâr etmektir.

Çünkü bazı insanlar servet sahibi olmuyor.

Servet onların sahibi oluyor.

Bir bakıyorsunuz;
dün omuz omuza yürüdüğü insanlara yukarıdan bakmaya başlamış.

Bir bakıyorsunuz;
eskiden selam verdiği insanları artık tanımıyor.

Bir bakıyorsunuz;
ismi büyüdükçe gönlü küçülmüş.

Ama mesele yalnızca servet de değildir.

Bu çağın görünmez hastalığı makam tanımaz.

Kimi parasının gölgesinde kaybolur,
kimi unvanının.

Kimi sahip olduklarıyla büyüdüğünü zanneder,
kimi de kendisine gösterilen ilgiyle.

İş insanından bürokratına...
Yönetenden yönetilene...
Makam sahibinden unvan sahibine kadar...

Herkes aynı imtihanın içindedir.

Çünkü insanın önüne bazen para çıkar,
bazen güç...

Ama her ikisi de aynı soruyu sorar:

“Kendini gerçekten olduğun kişi olarak mı göreceksin, yoksa olduğundan büyük mü sanacaksın?”

Ne yazık ki bugün birçok yerde yapılan işten çok,
yapılan işin duyurulması konuşuluyor.

Hizmetten çok görüntüsü...
Fedakârlıktan çok haberi...
İyilikten çok fotoğrafı...

Sanki hayır yapılmıyor da sergileniyor.
Sanki yardım edilmiyor da pazarlanıyor.

İnsan burada durup bir soru sormadan edemiyor:

Acaba bir kez olsun yardım edilen insanın gözünden bakıyorlar mı?

Bir dul annenin sessizliğine...
Bir emeklinin mahcubiyetine...
Bir işsizin içine çöken çaresizliğe...
Bir çocuğun kırılan gururuna...

Bakabiliyorlar mı?

Yoksa yalnızca objektifin gördüğü açıdan mı bakıyorlar hayata?

Çünkü bazen verilen yardımın büyüklüğü,
verilen miktarda değildir.

Korunan onurdadır.

Açlık geçer.
Yokluk geçer.

Ama insanın kalbine bırakılan mahcubiyet kolay kolay geçmez.

Bugün bazıları yaptıkları en küçük iyiliği davul zurnayla ilan ediyor.

Bir ihtiyaç sahibine uzanan elden önce kameralar geliyor.
Bir yardım kolisinden önce fotoğraflar hazırlanıyor.

İnsan bazen merak ediyor:

Yardım gerçekten muhtaca mı ulaştı...
Yoksa nefsin vitrinine mi?

Çünkü bazı sofralarda ekmekten çok reklam bulunuyor.
Bazı cömertliklerde merhametten çok hesap.
Bazı tebessümlerde samimiyetten çok yatırım.

Ve ne gariptir...

Kendilerini çok güçlü sanıyorlar.

Oysa insanın en büyük fakirliği para yokluğu değil;

vicdan yokluğudur.

Bazılarının kasaları doldukça ruhları tenhalaşıyor.
Bankadaki rakamlar büyüdükçe içlerindeki insan küçülüyor.

Gözleri görüyor...
Ama ibret göremiyor.

Kulakları duyuyor...
Ama feryadı duyamıyor.

Kalabalıkların ortasında yaşıyorlar...
Ama yalnızlıklarının farkında değiller.

Belki de en büyük yoksulluk budur.

Çünkü insan bazen karşısındakinin ne kadar büyüdüğüne değil,
ne kadar eksildiğine bakar.

Bazıları servetini büyütürken ruhunu küçültür.
Bazıları makamını yükseltirken vicdanını aşağıda bırakır.

Ve bazı insanlar vardır ki;

Bir gün gelir, aynadaki yüzleri yerinde durur ama içlerindeki insan çok uzaklara gitmiştir.

Yürürler...
Konuşurlar...
Gülerler...
Kalabalıkların içinde görünürler...

Fakat ruhları bedenlerinden çoktan uzaklaşmıştır.

Merhametin uğramadığı bir gönül,
ne kadar zengin olursa olsun yoksuldur.

Vicdanın terk ettiği bir kalp,
ne kadar güçlü görünürse görünsün aslında yalnızdır.

Tam da bunun için Rabbimiz şöyle buyurur:

“Onların kalpleri vardır, onunla anlamazlar; gözleri vardır, onunla görmezler; kulakları vardır, onunla işitmezler...”
(A’râf Suresi 179)

Ne kadar sarsıcı bir ikazdır...

Çünkü insanın asıl körlüğü gözlerinde değil, vicdanındadır.
Asıl sağırlığı kulaklarında değil, hakikate kapanmış kalbindedir.

Ve insan, ruhunu kaybetmeye başladığında bunu ilk başta fark etmez.

Çünkü bazı kayıplar sessiz olur.

Önce merhamet eksilir.
Sonra vefa...
Sonra mahcubiyet...
Sonra da insanın kendisi...

Günün sonunda herkes evine döner.
Kameralar kapanır.
Kalabalıklar dağılır.
Makamlar değişir.
Servet el değiştirir.
Tabelalar iner.

Ve geriye yalnızca şu soru kalır:

“Bu dünyadan geçerken kaç lira kazandın?” değil...
“Kaç gönül kazandın?”

İşte bazı sorular vardır ki...
Onların cevabı hiçbir kasada bulunmaz.

Hiçbir makam odasında yazmaz.
Hiçbir reklam afişine sığmaz.

Çünkü onların cevabı yalnızca vicdanda saklıdır.

Vesselam.

DİĞER YAZILARI Hesap… 01-01-1970 03:00 Yarın… 01-01-1970 03:00 VEBAL 01-01-1970 03:00 Görünmeyen Yangın: Bu Şehirde Kim Farkında? 01-01-1970 03:00 “Bir İz, Bir Hafıza” 01-01-1970 03:00 “Güzelleştirme mi, Sorgulanması Gereken Bir Süreç mi?” 01-01-1970 03:00 “Gücün Gölgesinde Adalet Aranır mı?” 01-01-1970 03:00 “Bir Sofra, Bir Saray, Bir Medeniyet” 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, SÖZ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, MAAŞ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 Hızlandırılmış Zenginlik Kursu 01-01-1970 03:00 Ramazan: Kalbin Yeniden İnşası 01-01-1970 03:00 Ar Damarı: İnsanlığın Son Sınavı 01-01-1970 03:00 TERAZİ – III | Artık Sıra Hesapta 01-01-1970 03:00 Çamurda Hizmet, Masada Hak Ediş 01-01-1970 03:00 TERAZİ – II 01-01-1970 03:00 TERAZİ 01-01-1970 03:00 Sonrası... 01-01-1970 03:00 İz... 01-01-1970 03:00 BU ŞEHİR SESİNİ KAYBEDİYOR 01-01-1970 03:00 Taş Yerinde Ağırdı, Siz Yerinden Ettiniz 01-01-1970 03:00 Bir Gün Değil, Bir Tercih 01-01-1970 03:00 Bir Çocuk Eziliyorsa, Kim İşini Yapmıyordur? 01-01-1970 03:00 Bir Lokma, Bir Hırka ve Kaybolmayan Ümit 01-01-1970 03:00 Alışmak!... 01-01-1970 03:00 VERİMLİ GEÇTİ 01-01-1970 03:00 Bir Yılın Sessiz Muhasebesi 01-01-1970 03:00 AYAR TUTMAYAN TERAZİ 01-01-1970 03:00 Gölgelerin Sesi 01-01-1970 03:00 Beş Dakika... 01-01-1970 03:00 SERVET SESSİZLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa: Ruhun Kayıp Anahtarı 01-01-1970 03:00 Taht mı, Hizmet Makamı mı? 01-01-1970 03:00 Hoş Bir Seda 01-01-1970 03:00 74 Yıllık Yol: İmam Hatipler ve Topluma Katkıları 01-01-1970 03:00 “Satın Alınan Gerçek, Susturulan Vicdan” 01-01-1970 03:00 HİZAYA GELMEK VE ÖZGÜRLÜK 01-01-1970 03:00 Edirne’de Seracılık: Toprağın, Emeğin ve Umudun Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Değerlerimizi Yitirmeden Değer Verelim... 01-01-1970 03:00 “Taşa Sinmiş Merhamet” 01-01-1970 03:00 Selimiye’nin Sessiz Çığlığı: Tarihe Saygı Nerede? 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Can Damarı: Esnafın Çığlığı 01-01-1970 03:00 Bir Doğumun Hatırlattıkları 01-01-1970 03:00 Lütufla Beslenenlerin Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Edirne: Vakit Daralıyor... 01-01-1970 03:00 30 Ağustos: Bir Milletin Varoluş Destanı 01-01-1970 03:00 Kurak Nefesler 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Ergene Nehri Alarm Veriyor: Edirne’nin Son Çığlığı 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Suskunluğun Bedeli 01-01-1970 03:00 Durma Noktasındaki Nehirler, Duran Vicdanlar 01-01-1970 03:00 Edirne: Tarihin Işığında, Bugünün Sınavında, Yarının İddiasında 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Deprem: Doğanın Sessiz Dili ve İnsanlığın Sınavı 01-01-1970 03:00 Kime Hizmet Ediyor Bu Kalem!!! 01-01-1970 03:00 Kâğıda Dökülen Vicdan 01-01-1970 03:00 "Zamanın Göğsünde Yankılanan Sessizlik" 01-01-1970 03:00 15 Temmuz: Halkın Yazdığı Destan 01-01-1970 03:00 Sayın DSİ Müdürü, Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahalenin Hesabını Kim Verecek? 01-01-1970 03:00 Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahale Sonrası Doğa Yalnızlığa Terk Edildi... 01-01-1970 03:00