FİGÜRANLAR

Ali Kutlu

11-09-2026 12:54

 

Mehmet Şenol…

Bu yazıyı Sezai Irmak’ın avukatlığını yapmak için yazmıyorum. Zaten Sezai Irmak’ın kendisini sana veya bir başkasına ispat etmek gibi bir mecburiyeti olduğunu da düşünmüyorum.

Bilen biliyor.

Benim derdim başka.

Sen bir yazı kaleme almışsın. Sezai Irmak’ı eleştiriyorsun. “TOBB’dan randevu bile alamıyor” diyorsun.

İyi de Mehmet…

Bunu nereden biliyorsun?

Gerçekten böyle mi, yoksa kulağına gelen bir sözü biraz büyütüp yazıya mı taşıdın?

Çünkü bir insan hakkında kesin konuşmak kolaydır. Asıl mesele, söylediğin sözün ağırlığını taşıyabilmektir.

Gazetecilik başka bir şeydir Mehmet…

Gerçi bunu sana anlatmak biraz balığa yüzme öğretmek gibi olacak ama yine de söyleyeyim:

Bir cümleyi yüksek sesle yazmak, onu doğru yapmaz.

Birinin adını yazının ortasına koymak da insanı otomatik olarak gazeteci yapmaz.

Kalem, klavye ve internet bağlantısı gazetecilik için gerekli olabilir Mehmet; ama tek başına yeterli değildir.

Biraz araştırma, biraz vicdan, biraz da söylediğinin arkasında duracak ağırlık gerekir.

ETSO’nun etkinliklerinden, konserlerinden, ticaret hayatından söz ediyorsun.

İyi güzel.

Ama hangi ölçüyü kullanıyorsun?

Yapılanı başka, yapılmayanı başka değerlendirmek kolay.

Zor olan, aynı teraziyi herkese tutabilmektir.

Bir de şu yardım meselesi var.

ETSO’ya ihtiyaç sahibi insanlarla ilgili bir yardım talebi veya liste iletildiği doğruysa, bunun karşılık bulmaması neden bir anda ETSO Başkanına yönelik bir yazının malzemesine dönüştü?

ETSO bir yardım kurumu değil.

İhtiyaç sahibinin başvuracağı yerler belli. Sosyal yardım mekanizmaları belli.

O halde insan ister istemez soruyor:

Mesele gerçekten yardım mıydı, yoksa yaklaşan seçimler miydi?

Ben bu soruyu sorarım.

Çünkü benim işim, önüme konulan her hikâyeye inanmak değil.

Sokak ağzıyla konuşmak gerekirse:

Sen senaryo yazmıyorsun Mehmet. Senin o kadarına kafan basmaz. Senaryoyu ağababaların yazıyor, sen de önüne konan repliği okuyorsun.

Sonra da dönüp kendini başrol zannediyorsun.

İşte orada biraz durmak gerekiyor.

Sezai Irmak’ın aklından yalnızca zekât miktarı kadar bir pay düşse, sana ve senin gibi birkaç figürana o pay bile emanet edilemeyecek kadar ağır gelir.

Şimdi yanlış anlaşılmasın.

Ben burada Sezai Irmak’ın avukatlığına soyunmuyorum.

Onun kendisini ispat etmesine de gerek görmüyorum.

Bilen biliyor.

Ben kendi adıma konuşuyorum.

Ben Ali Kutlu.

Yıllardır bu şehrin içinde olan, insanını da siyasetini de ticaretini de bilen biriyim.

Mikrofon başında durmuş, eline kalemi almış biri olarak konuşuyorum.

Kimsenin gölgesine sığınmadan.

Kimsenin önüne koyduğu metni okumadan.

Kendi ağırlığımla, kendi sözümle.

Sen birini küçültmeye çalışırsın, ben dönüp sorarım:

“Sen kendini bu hükmü verecek kadar büyük nereden gördün?”

Sen bir şey söylersin, ben ne demek istediğine bakarım.

Sen birini hedef gösterirsin, ben o hedefin neden seçildiğini sorgularım.

Çünkü bazen yazının kendisinden çok, yazının arkasındaki niyet merak edilir.

Ve ben niyet okumam.

Ama soruyu da es geçmem.

Şimdi gelelim sana ve senin gibi birkaç kişiye…

Benim sana vereceğim öğüt aslında çok basit:

Kalemi eline aldığında önce karşındakinin kim olduğuna değil, kendi ağırlığının ne kadar olduğuna bak.

Her duyduğunu doğru sanma.

Her yazdığını da büyük gazetecilik zannetme.

Bir insanı küçülterek kendi boyunu uzatamazsın.

Başkasının yazdığı senaryoda figüranken kendini başrol zannetmek, insanı büyütmez.

Bir gün replik biter.

Senaryo kapanır.

O zaman geriye ne kalıyor, ona bakılır.

İşte asıl mesele orada başlar.

Repliğin bittiğinde geriye sadece kendi sözün kalır… tabii varsa.

O yüzden sana son bir öğüt:

Kendi cümleni kur. Kendi sözünün arkasında dur. Başkasının hesabına kalem oynatırken, yarın o kalemin sahibinin sen olacağını unutma.

Ben kimseyi susturmak için yazmıyorum.

Kimsenin sesinden korktuğum için de susmuyorum.

Ben sadece kendi gördüğümü, kendi bildiğimi ve kendi inandığımı yazıyorum.

Sen de öyle yap.

Ama bir farkla:

Kendi sözünle gel.

Çünkü figüranlık yapılabilir.

Ama insanın kendi ağırlığını başkasının repliğiyle taşıması mümkün değildir.

Perde kapanır. Replik biter. Geriye insan kalır… tabii varsa

Vesselam…

DİĞER YAZILARI NE İYİ İNSANLAR! 01-01-1970 03:00 ZAFERDEN KALAN... 01-01-1970 03:00 SÖZÜN BEDELİ 01-01-1970 03:00 İKBAL Mİ? 01-01-1970 03:00 İSİMLER GEÇER, KURUM KALIR 01-01-1970 03:00 SANDIKTAN ÖNCE VİCDAN 01-01-1970 03:00 MİZAN 01-01-1970 03:00 Hakikat 01-01-1970 03:00 MAŞALLAH 01-01-1970 03:00 VİCDAN YORGUNLUĞU 01-01-1970 03:00 UNUTANLAR 01-01-1970 03:00 Hesap… 01-01-1970 03:00 Yarın… 01-01-1970 03:00 VEBAL 01-01-1970 03:00 Görünmeyen Yangın: Bu Şehirde Kim Farkında? 01-01-1970 03:00 “Bir İz, Bir Hafıza” 01-01-1970 03:00 “Güzelleştirme mi, Sorgulanması Gereken Bir Süreç mi?” 01-01-1970 03:00 “Gücün Gölgesinde Adalet Aranır mı?” 01-01-1970 03:00 “Bir Sofra, Bir Saray, Bir Medeniyet” 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, SÖZ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 KRİZ ÇARŞIDA, MAAŞ MAKAMDA 01-01-1970 03:00 Hızlandırılmış Zenginlik Kursu 01-01-1970 03:00 Ramazan: Kalbin Yeniden İnşası 01-01-1970 03:00 Ar Damarı: İnsanlığın Son Sınavı 01-01-1970 03:00 TERAZİ – III | Artık Sıra Hesapta 01-01-1970 03:00 Çamurda Hizmet, Masada Hak Ediş 01-01-1970 03:00 TERAZİ – II 01-01-1970 03:00 TERAZİ 01-01-1970 03:00 Sonrası... 01-01-1970 03:00 İz... 01-01-1970 03:00 BU ŞEHİR SESİNİ KAYBEDİYOR 01-01-1970 03:00 Taş Yerinde Ağırdı, Siz Yerinden Ettiniz 01-01-1970 03:00 Bir Gün Değil, Bir Tercih 01-01-1970 03:00 Bir Çocuk Eziliyorsa, Kim İşini Yapmıyordur? 01-01-1970 03:00 Bir Lokma, Bir Hırka ve Kaybolmayan Ümit 01-01-1970 03:00 Alışmak!... 01-01-1970 03:00 VERİMLİ GEÇTİ 01-01-1970 03:00 Bir Yılın Sessiz Muhasebesi 01-01-1970 03:00 AYAR TUTMAYAN TERAZİ 01-01-1970 03:00 Gölgelerin Sesi 01-01-1970 03:00 Beş Dakika... 01-01-1970 03:00 SERVET SESSİZLİĞİ 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa: Ruhun Kayıp Anahtarı 01-01-1970 03:00 Taht mı, Hizmet Makamı mı? 01-01-1970 03:00 Hoş Bir Seda 01-01-1970 03:00 74 Yıllık Yol: İmam Hatipler ve Topluma Katkıları 01-01-1970 03:00 “Satın Alınan Gerçek, Susturulan Vicdan” 01-01-1970 03:00 HİZAYA GELMEK VE ÖZGÜRLÜK 01-01-1970 03:00 Edirne’de Seracılık: Toprağın, Emeğin ve Umudun Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Değerlerimizi Yitirmeden Değer Verelim... 01-01-1970 03:00 “Taşa Sinmiş Merhamet” 01-01-1970 03:00 Selimiye’nin Sessiz Çığlığı: Tarihe Saygı Nerede? 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Can Damarı: Esnafın Çığlığı 01-01-1970 03:00 Bir Doğumun Hatırlattıkları 01-01-1970 03:00 Lütufla Beslenenlerin Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Edirne: Vakit Daralıyor... 01-01-1970 03:00 30 Ağustos: Bir Milletin Varoluş Destanı 01-01-1970 03:00 Kurak Nefesler 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Ergene Nehri Alarm Veriyor: Edirne’nin Son Çığlığı 01-01-1970 03:00 ​​​​​​​Suskunluğun Bedeli 01-01-1970 03:00 Durma Noktasındaki Nehirler, Duran Vicdanlar 01-01-1970 03:00 Edirne: Tarihin Işığında, Bugünün Sınavında, Yarının İddiasında 01-01-1970 03:00 Edirne’nin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Deprem: Doğanın Sessiz Dili ve İnsanlığın Sınavı 01-01-1970 03:00 Kime Hizmet Ediyor Bu Kalem!!! 01-01-1970 03:00 Kâğıda Dökülen Vicdan 01-01-1970 03:00 "Zamanın Göğsünde Yankılanan Sessizlik" 01-01-1970 03:00 15 Temmuz: Halkın Yazdığı Destan 01-01-1970 03:00 Sayın DSİ Müdürü, Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahalenin Hesabını Kim Verecek? 01-01-1970 03:00 Palahur Deresi’ne Yapılan Müdahale Sonrası Doğa Yalnızlığa Terk Edildi... 01-01-1970 03:00