Fethiye’deki evimizde dip köşe temizlik yaparak İstanbul’a gitme hazırlıklarımızı tamamlamıştık.
Eşyalarımızı arabaya yüklemiş; gece evimizde dinlenip sabah namazının ardından yola çıkacaktık.
"Her şey tamam, artık biraz oturabiliriz" derken burnuma bir koku geldi. Dışarı baktığımda tam karşıdan dumanların yükseldiğini fark ettim.
Anında üst katın balkonuna koştum; alevlerin yükselmiş olduğunu, hızla evimize doğru yaklaştığını gördüm.
Aşağı koşup kapıyı açtığımda kısa sürede büyüyen alevlerin; en az on metre yüksekliğe, yetmiş-seksen metre genişliğe ulaştığını ve rüzgarın da etkisiyle kulakları sağır eden bir uğultuyla üzerimize geldiğini gördüm.
Derhal garaj kapısını açıp bölgeden uzaklaşmamız gerekiyordu fakat elektrikler kesildiği için kapı açılmıyordu. Zamanımız iyice daralmış, alevler adeta üzerimize çökmüştü.
Kapıyı manuel kullanabilmek için kilidini açmaya çalışırken anahtar kırıldı, çekiçle kilidi etkisiz hale getirip garaj kapısını açmayı başardım.
Arabaya bindik ancak anahtarı garajın yanında unuttuğum için araç çalışmadı. Anahtarı almaya yöneldiğimde ateşin sıcaklığı yüzümü yakacak raddeye gelmişti. Saniyelerle yarışıyorduk. Sonunda aracı çalıştırıp hızla oradan uzaklaştık.
Ciğerlerimiz olan ormanların yanmasının, masum hayvanların o ateş çemberinin içinde çaresizce kalmasının derin üzüntüsü içindeydik.
Yangın, sadece 3,5 dakika içinde 500 metre mesafedeki evlerimize kadar ulaşmıştı.
"İmtihan dünyasındayız" düşüncesini kabullenmiş ruh haliyle, geride sadece evimizin yıkıntılarını ve küllerini bulacağımızın teslimiyeti içinde bölgeden uzaklaştık ve yangının söndürülmesini beklemeye başladık.
Daha önce pek çok yangın söndürme çalışmasına yardıma gitmiş, yangının vehametini bildiğimi sanmıştım.
Fakat gerçek felaketin boyutunu, ateş kapımıza dayandığında anlamıştım.
Yani insan, ateş kendi bacasını sarınca gerçek vehameti kavrayabiliyormuş sözünün gerçekliği ile yüzleşmiştim.
Mülki idarecilerin, AFAD, İtfaiye, Belediye, Orman Genel Müdürlüğü ve Emniyet güçlerimizin; beton mikserleri'nin traktörler'in halkımızın büyük bir gayret ve koordinasyon içindeki mücadelesini ömrüm boyunca unutmayacağım.
Yangın anında ve sonrasında gençlerin hiç üşenmeden tepelere tırmanıp soğutma çalışmalarına katılması, mübarek ülkemizin insanının zor zamanlarda nasıl kenetlendiğini bir kez daha gözler önüne sermişti.
O zor anlarda üzüntümüzü hafifletecek onlarca dayanışmaya şahit olurken, kahraman bir milletin ferdi olmanın huzurunu ve güçlü bir devletin vatandaşı olmanın gururunu yeniden yaşadım.
Yangın tamamen kontrol altına alındıktan sonra evimize döndüğümde, alevlerin evimize ramak kala söndürüldüğünü görmüştüm.
"Gece evimizde yatıp sabah yola çıkarız" derken hesabımız tutmamıştı.
Her yeri yoğun bir duman ve is kokusu sarmış, özenle temizlediğimiz evimizin içi küllerle dolmuştu.
O gece evimizde kalamadığımız gibi yola da çıkamamıştık.
Bir saat önce tamamen kaybettiğimizi kabullendiğimiz evimizi, bir saat sonra sapasağlam, hasarsız karşımızda bulmuştuk.
Yüce Rabbim milletimizin birliğini daim, devletimizin gücünü muktedir eylesin.
Cümlemizi görünür görünmez her türlü felaketlerden ve kötülüklerden korusun.
Mübarek Cuma'nın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun.