VER COŞKUYU, MİNNOŞUM!

Ömer Faruk

02-09-2026 21:40

 

 

Bazı yazılar vardır; insan okurken bir lokantaya gidildiğini değil, sanki küçük çaplı bir denetim gezisi yapıldığını düşünüyor.

Masa silinmemiş.

Garson menüyü bilmiyor.

Menüde kaldırılmış bir yemek hâlâ duruyor.

Karpuz Uzunköprü’den geliyor.

Derken bir yemek daveti, baştan sona rapora dönüşüyor.

Elbette herkes gittiği yeri beğenmeyebilir. Gördüğünü yazar, eleştirir. Buna kimsenin itirazı yok.

Ama Minnoşum, mesele biraz da gördüğün şeye ne kadar anlam yüklediğin.

Bir masa silinmemiş olabilir.

Bir garson bir yemeğin içeriğini bilmiyor olabilir.

Bunlar yazılır.

Ama birkaç ayrıntıdan koca bir işletmenin fotoğrafını çıkarınca insan ister istemez soruyor:

Acaba gerçekten yemek mi değerlendiriliyor, yoksa yaşanan akşam biraz fazla mı büyütülüyor?

Bilmiyoruz.

 

O yüzden niyet de okumuyoruz.

 

Fakat yazının sonunda gelen şu cümle insanın dikkatini çekiyor:

“Fiyatları mı merak ettiniz? Edirne standartlarının çok üstünde…”

İyi de hangi standardın?

Neye göre?

Hangi işletmeyle karşılaştırıldı?

Bunlar yoksa, “çok pahalı” demek biraz kişinin kendi ölçüsü olarak kalmıyor mu?

 

Çünkü bir işletmenin fiyatını eleştirmek elbette herkesin hakkıdır; ancak ölçüsü ve dayanağı ortaya konmadan yapılan ağır bir değerlendirme, okuyucuda o işletmenin ticari itibarına ve tercih edilmesine yönelik olumsuz bir kanaat de oluşturabilir.

Gazeteci elbette eleştirebilir; fakat bir işletmenin ekmeğine dokunan cümleler kurarken, o kelimelerin nasıl bir anlam taşıyacağını da hesap etmek gerekmez mi?

Üstelik yazının içinde tandır beğeniliyor.

Mekânın tarihi anlatılıyor.

Yatırımın ciddi olduğu söyleniyor.

Mutfağına güvenildiği belirtiliyor.

O zaman neden bütün fotoğraf birkaç kusurun yakın planından oluşuyor?

İşte burada insanın aklına başka bir soru daha geliyor:

Acaba kusurlar mı bu kadar büyüktü, yoksa mercek mi biraz fazla yakındı?

Belki gerçekten kötü bir hizmet yaşandı.

Belki de sıradan bir müşteriye gösterilen sıradan ilgi, beklenen kadar özel değildi.

 

Bunu bilemeyiz.

 

Zaten bilmediğimiz bir şeyi gerçekmiş gibi yazmak da gazetecilik olmaz.

Ama yazıdaki ayrıntı bolluğu insanı ister istemez gülümsetiyor.

Masanın silinmediğini öğrendik.

Garsonun menüyü bilmediğini öğrendik.

Karpuzun nereden geldiğini de öğrendik.

Karpuzun çekirdeğini de sorguya çekseydin, Minnoşum?

Malum, bu kadar ayrıntılı bir incelemede onun da söyleyecekleri vardır.

 

Şimdi hesabı biz çıkarmayalım.

 

Sadece şunu soralım:

 

Masadaki hesap mı bitti, yoksa bazı hesaplar satır aralarında mı kaldı?

Cevabı okuyucu versin.

Çünkü bazen iyi yazı, her şeyi söyleyen değil; okuyucuya biraz düşünme payı bırakan yazıdır.

 

Ver coşkuyu, Minnoşum.

 

Ama kalem coşarken, teraziyi de elinden düşürme.

Ömer Faruk

DİĞER YAZILARI İMA İMALATHANESİ 01-01-1970 03:00 TİPİTİP 01-01-1970 03:00 NİYET 01-01-1970 03:00 BUĞDAY AMBARI 01-01-1970 03:00 HAKİKAT 01-01-1970 03:00 Konuşamamak 01-01-1970 03:00 Beş Bin Adalet, Yirmi Bin Hikâye... 01-01-1970 03:00 “Unutulursa Yetim Kalır Tarih” 01-01-1970 03:00 Başlık: “Ramazan ve Sessiz Güzellikleri” 01-01-1970 03:00 Kubbenin Ağırlığı 01-01-1970 03:00 Metnin Sahibi Kim ? 01-01-1970 03:00 CÜRRET 01-01-1970 03:00 Yarım Cümleyle Yazmak 01-01-1970 03:00 Yoğurt Ekşi Demeyenler 01-01-1970 03:00 Derin Sulara Girmeden Yüzme Rehberi 01-01-1970 03:00 Bir Takvim Yaprağından Fazlası 01-01-1970 03:00 Ahlak Gürültü Sevmez. 01-01-1970 03:00 AYNANIN BUĞUSU 01-01-1970 03:00 ZİYÂN 01-01-1970 03:00 Yanlış Rotada Mürekkep 01-01-1970 03:00 Zaman Hovardası, Tatlı Su Kurnazı: Karşı Kalem 01-01-1970 03:00 Edep Yoksulluğu Çağı: Sessiz Servetlerin Gölgesi 01-01-1970 03:00 “Cumhuriyet: Kalbimizin En Derin Yerinde” 01-01-1970 03:00 Bir Sokakta Işık 01-01-1970 03:00 Da Nang’tan Damlalar 01-01-1970 03:00 Marka Mı? 01-01-1970 03:00 Kubbenin Gölgesinde Küçük Hesaplar 01-01-1970 03:00 Kalemin Terbiyesi, Sahibinin Vicdanıdır. 01-01-1970 03:00 Eğitimin Ölçüsü Gömlek mi, Akıl mı? 01-01-1970 03:00 Gölgeyi Yok Saymak: Delegeler, Listeler ve Sahadaki Gerçek 01-01-1970 03:00