Ali Kutlu’nun Kaleminden
İnsan bazen bir ömür konuşur da hiçbir iz bırakmaz…
Bazen de bir cümle kurar; yıllarca susmuş vicdanların üstüne yıldırım gibi düşer.
Çünkü bu çağın en büyük felaketi cehalet değil…
Vicdanını kaybetmiş insanların çoğalmasıdır.
Artık karanlık eskisi gibi gizlenmiyor.
Eskiden kötülük utanırdı…
Şimdi alkış istiyor.
Eskiden haram perde arkasında dolaşırdı…
Şimdi makam masalarında oturuyor.
Eskiden insanlar şerefini korumak için mücadele ederdi…
Şimdi bazıları para uğruna karakterini açık artırmaya çıkarıyor.
Ve ne acıdır ki;
ihanet artık yüzünü saklamıyor.
Kravat takınca adam olduklarını sananlar var.
İhale masalarında büyüyüp kendine “başarılı” diyenler…
Milletin emeğini kullanıp sonra millete yukarıdan bakanlar…
Devletin adını kendi çıkarına siper edenler…
Karanlık ilişkilerden beslenip hâlâ namustan söz edenler…
Oysa insanın gerçek yüzü, en çok yalnız kaldığında ortaya çıkar.
Bir millet düşünün…
Şehidinin kanıyla ayakta durmuş…
Yoklukta diz çökmemiş…
Aç kalmış ama namusunu satmamış…
Sonra birileri çıkmış;
üç kuruşluk menfaat uğruna bu milletin ruhunu kirletmeye kalkmış.
İşte insanın içindeki öfke tam burada büyüyor.
Çünkü Türk milleti sadece sınırlarla kurulmuş bir devlet değildir.
Türk milleti; duasıyla yaşayan anaların,
mezar taşı bile olmayan şehitlerin,
sabırla ayakta duran babaların,
yetimin lokmasına el uzatmayan adamların milletidir.
Bizim mayamızda yalnızca savaş değil, haysiyet vardır.
Ama bugün bazıları bunu unuttu.
Kendilerini dokunulmaz zannediyorlar.
Paranın açamayacağı kapı olmadığını düşünüyorlar.
Her şeyi satın alabileceklerine inanıyorlar.
Oysa unuttukları bir şey var:
İnsanın satın alamadığı tek şey temiz geçmişidir.
Bugün etrafında kalabalık taşıyanlar var.
Masalarında şatafat…
Ceplerinde kirli hesaplar…
Dillerinde memleket…
Ama geceleri vicdanlarına bakamıyorlar.
Çünkü insan herkesi susturabilir…
Ama kendi içindeki sesi susturamaz.
Bazıları hâlâ korktuğumuzu sanıyor.
Hayır…
Biz korkmuyoruz.
Biz sadece zamanın ne kadar ağır işlediğini biliyoruz.
Çünkü hakikat acele etmez.
Ama geldiğinde hiçbir yalan ayakta kalamaz.
Bugün susan insanlar var…
Çünkü memleket zarar görmesin diye içine atanlar var.
Çünkü öfkesini terbiyeyle taşıyan adamlar hâlâ var.
Çünkü bazı insanlar, bağırmanın değil vakarın gücüne inanıyor.
Ama herkes şunu bilsin:
Sabır bazen sessiz görünen bir fırtınadır.
Ve o fırtına bir gün koptuğunda;
bugün yüksekten bakanların yüzündeki bütün maskeler yere düşer.
Bakın…
Tarih boyunca hiçbir çürümüş düzen sonsuza kadar sürmedi.
Saltanatına güvenen nice adam toprağa yalnız girdi.
Bugün isimleri bile hatırlanmıyor.
Ama onuruyla yaşayanların ardından hâlâ dua ediliyor.
Çünkü insanın bu dünyada bırakacağı en büyük miras serveti değil, karakteridir.
Ben bugüne kadar çok şey gördüm.
Sustuklarım, anlattıklarımdan daha ağırdı.
Bazı geceler insanın içine öyle şeyler oturur ki;
kelime bile taşımakta zorlanır.
Bir yetimin sessizliği vardır mesela…
Bir annenin çaresiz bakışı…
Bir emekçinin alın teri…
İşte bunların hesabı, dünyadaki bütün paradan daha büyüktür.
Ama bazıları bunu anlayamaz.
Çünkü onların terazisi vicdanla değil, çıkarla çalışır.
Bugün güçlü olduklarını sanıyorlar.
Oysa insan haramla büyüdükçe aslında içten çürür.
Ve çürüyen şey eninde sonunda kokar.
Toprağın altına gömülen her kir bir gün ortaya çıkar.
Saklanan her hesap bir gün çözülür.
Karanlık, ne kadar büyük olursa olsun; bir sabah mutlaka güneşe yenilir.
İşte bizim inancımız budur.
Biz bağırarak büyüyenlerden değiliz.
Biz kökü bu vatana bağlı olanlardanız.
Rüzgâra göre yön değiştirenlerden değil,
fırtınada bile dimdik duranlardanız.
Çünkü Türk olmak;
sadece aynı dili konuşmak değildir.
Türk olmak;
namusu son nefesine kadar taşımaktır.
Devletini menfaat masasına koymamaktır.
Yetimin hakkını kendi evladının hakkı gibi korumaktır.
Ve gerektiğinde tek başına kalsa bile doğruluktan dönmemektir.
Bugün eğilenler olabilir…
Bugün susup çıkar bekleyenler de…
Bugün karanlığa yanaşıp kendini güçlü sananlar da…
Ama yarın…
Yarın geldiğinde herkes kendi aynasıyla baş başa kalacak.
O gün ne koruma orduları işe yarayacak…
Ne kalabalık sofralar…
Ne satın alınmış alkışlar…
Ne de sahte itibardan örülmüş duvarlar…
Çünkü hakikat geldiğinde insanı ilk kendi vicdanı yargılar.
Ve inanıyorum…
Bu milletin içinden hâlâ tertemiz insanlar çıkıyor.
Hâlâ harama el sürmeyen adamlar var.
Hâlâ bayrağa bakınca gözleri dolan insanlar var.
Hâlâ geceleri secdeye kapanıp memleket için dua eden analar var.
İşte bu yüzden umut hâlâ ayakta.
Onurunu kirletmeden yaşayanlara…
Karanlığın içinde bile vicdanını kaybetmeyenlere…
İçindeki öfkeyi ahlâkla taşıyanlara…
Bu çürümüş çağda temiz kalabilen son yürekli insanlara…
Ve Türk gibi doğup Türk gibi yaşayanlara selam olsun.
Vesselam.