HAZIMSIZLAR

Emre Batu

13-09-2026 14:03

 

Bir mahalleyi mahalle yapan sadece aynı sokakta oturmak değildir.

Aynı kaldırımı paylaşmak, aynı marketten alışveriş yapmak da yetmez.

Mahalle dediğin biraz komşuluk, biraz dayanışma, biraz da birbirinin iyiliğini istemektir.

Fakat son zamanlarda bazı manzaralar görüyorum ki insan ister istemez düşünüyor:

Biz mahallemize hizmet eden insanı sahiplenmeyi mi unuttuk, yoksa hizmet edeni şikâyet etmeyi yeni bir meziyet mi zannediyoruz?

Çünkü bazıları var…

Bir hizmet görür, teşekkür etmez.

Bir emek görür, hakkını teslim etmez.

Bir sorun çözülür, “Nasıl olsa yapılması gerekiyordu.” der.

Ama en küçük bir şeyde kalemi değil, şikâyet telefonunu eline alır.

Ne güzel!

Kimisi mahallenin derdine koşuyor, kimisi de derdin üzerine bir dilekçe daha koyuyor.

Ben bugüne kadar Neslihan Dönmez Dürüktaş kadar mahallesinin içinde olan, vatandaşını dinleyen, sorunların peşine düşen bir muhtara rastlamadım.

Bunu birilerini memnun etmek için söylemiyorum.

Gördüğümü söylüyorum.

Muhtarlık sadece mühür basmak değildir.

Vatandaşın derdini dinlemektir.

Kurumların kapısını çalmaktır.

Bir işin peşine düşmektir.

Bazen kimsenin görmek istemediği bir problemi görmek ve üzerine gitmektir.

Muhtarlık, mahallenin kapısında durup mahalleyi seyretmek değil; mahallenin yükünü omuzlamaktır.

Neslihan Hanım’ın yaptığı da budur.

Şimdi gelelim bazı arkadaşların çok sevdiği o meşhur konuya:

Şikâyet.

Elbette herkes şikâyet edebilir.

Herkes eleştirebilir.

Muhtar da eleştirilebilir.

Hatta yanlış gördüğün yerde en sert eleştiriyi yap.

Bunda hiçbir sorun yok.

Ama bir şartla:

Söylediğinin bir dayanağı olacak.

Bir gerekçen olacak.

Bir haklılığın olacak.

Çünkü eleştiri ile hazımsızlık arasında ince bir çizgi vardır.

Ve bazıları o çizgiyi o kadar hızlı geçiyor ki…

İnsan arkalarından bakıp,

“Yahu daha düdük çalmadı, siz niye bu kadar koştunuz?”

diye sormadan edemiyor.

Bir insan hizmet ediyor diye rahatsız olmak…

Bir muhtar vatandaşın sorunuyla ilgileniyor diye huzursuzluk duymak…

Sağa sola sürekli şikâyet taşımak…

Bunun adı eleştiri değil.

Bunun adı, kusur aramayı alışkanlık hâline getirmektir.

Üstelik bazıları işi öyle bir noktaya getiriyor ki sanki mahallede muhtarlık değil de “Şikâyet İşleri Genel Müdürlüğü” açılmış.

Bir eksik mi gördün?

Şikâyet.

Bir şey mi hoşuna gitmedi?

Şikâyet.

Muhtarın yaptığı bir iş mi canını sıktı?

Bir şikâyet daha.

Peki mahalle için ne yaptın?

İşte orada telefon susuyor.

Kalem duruyor.

Ses kesiliyor.

Çünkü şikâyet etmek kolay; taşın altına elini koymak zor.

Benim derdim kimsenin şikâyet hakkıyla değil.

Benim derdim, şikâyeti bir silah gibi kullanıp çalışan insanı yıpratmaya kalkmakla.

Çünkü insanın niyeti, kullandığı kelimeden önce belli olur.

Gerçekten mahalle için mi konuşuyorsun?

Yoksa bir insanı mı hazmedemiyorsun?

İşte asıl soru bu.

Çünkü insan bazen başkasının başarısına değil, kendi eksikliğine kızar.

Bunu da gidip başkasının kapısına şikâyet olarak bırakır.

Kendi aynana bakma…

Başkalarının camını taşla.

Sonra da kırılan camdan kendine bakıp haklı olduğunu düşün.

İnsan kendisini kandırabilir ama mahalleyi kandırmak o kadar kolay değildir.

Çünkü mahalle görür.

Mahalle bilir.

Kim çalışıyor, kim konuşuyor…

Kim çözüm arıyor, kim sorun arıyor…

Hepsi görülür.

Neslihan Dönmez Dürüktaş’ın her yaptığı doğru mudur?

Hayır.

Hiçbir insanın her yaptığı doğru değildir.

Ben de gerektiğinde eleştiririm.

Ama doğru yaptığı bir iş varsa hakkını da teslim ederim.

Çünkü benim ölçüm budur.

Sevdiğinin yanlışını söylemek kolaydır; asıl mesele, sevmediğin insanın doğrusunu kabul edebilmektir.

İşte insanın adaleti burada belli olur.

Şimdi bazılarına birkaç soru:

Muhtarınızdan neden bu kadar rahatsızsınız?

Yaptığı hangi hizmet sizi rahatsız ediyor?

Mahalle için yaptığı hangi iş sizi bu kadar huzursuz ediyor?

Ortada gerçekten bir yanlış varsa neden açıkça konuşmuyorsunuz?

Yoksa mesele yapılan iş değil de…

İşi yapan insan mı?

Eğer mesele buysa, kusura bakmayın.

O zaman problem muhtarlıkta değil.

Birilerinin kendi içinde çözemediği hesapta.

Ve insan bazen başkasının ışığını söndürmeye çalışırken kendi karanlığını ele verir.

Ben Emre Batu olarak çalışan insanın hakkını teslim etmekten çekinmem.

Kim olursa olsun.

Çünkü benim tarafım bir kişinin tarafı değil.

Ben emeğin tarafındayım.

Neslihan Hanım’a da buradan açıkça söyleyeyim:

Çalışmaya devam edin.

Vatandaşın kapısını çalmaya devam edin.

Sorunun peşine düşmeye devam edin.

Kurumların kapısını aşındırmaya devam edin.

Çünkü herkesi memnun edemezsiniz.

Zaten iyi hizmetin ölçüsü herkesin sizi sevmesi değildir.

İşinizi yapmanızdır.

Bazıları rahatsız olabilir.

Bazıları hazmedemeyebilir.

Bazıları sağa sola şikâyet etmeyi tercih edebilir.

Varsın etsin.

Ama günün sonunda yapılan iş ortada, söylenen söz de sahibinin hanesindedir.

Çünkü şikâyetin sesi yüksek olabilir; ama hizmetin izi daha uzun kalır.

Ben mahallemde şunu görmek istiyorum:

Muhtarımızın bir eksiği varsa söyleyelim.

Bir yanlışı varsa düzeltelim.

Bir önerimiz varsa sunalım.

Ama sırf kişisel bir rahatsızlığımız var diye mahallenin hizmetine de gölge düşürmeyelim.

Mahalle, kişisel hesapların hesap makinesi değildir.

Burada hepimiz yaşıyoruz.

Çocuklarımız burada büyüyor.

Yaşlılarımız burada nefes alıyor.

Esnafımız burada ekmek kazanıyor.

Dolayısıyla birilerinin kişisel hesabı yüzünden mahallenin huzurunu bozmak kimseye kazandırmaz.

Şunu da unutmayalım:

Muhtarlık seçimle gelir, ama saygınlık sandıktan sonra kazanılır.

Neslihan Dönmez Dürüktaş bugün çalışıyorsa, ben bunu söylerim.

Yarın yanlış yaparsa, onu da söylerim.

Benim ölçüm kişiye göre değişmez.

Çünkü kalem dediğin, sahibine göre eğilip bükülüyorsa kalem olmaktan çıkar.

Mizaca göre mürekkep değiştiren kalemden doğruluk beklenmez.

O yüzden bazılarına son bir söz:

Şikâyet edin.

Hakkınız.

Eleştirin.

Hakkınız.

Ama mesnetsiz konuşmayın.

Kişisel rahatsızlığınızı mahalle meselesi gibi pazarlamayın.

Ve en önemlisi…

Çalışan insanı aşağı çekerek kendinizi yukarı çıkarabileceğinizi sanmayın.

Çünkü başkasının ışığını söndürmek, sizin lambanızı yakmaz.

Sadece ortalığı karartır.

Ben Emre Batu.

Ve bugün bir muhtarın arkasında duruyorsam, bunun sebebi makamı değil;

emeği.

Çünkü mahalle dediğin yerde insan insana bakar.

Ve bazen bir insanın arkasında durmak, aslında emeğin arkasında durmaktır.

Neslihan Hanım…

Helal olsun.

Çalışan, koşturan, takip eden, mahallesinin derdini kendi derdi bilen insanın hakkı teslim edilir.

Hazmedemeyenler mi?

Onlar da biraz su içsin.

Belki boğazlarından geçer.

Geçmezse…

O da onların kendi meselesi.

Çünkü bazıları hizmet görünce alkışlamaz.

Bazıları hizmet görünce susar.

Bazıları da hizmet görünce şikâyet eder.

Ama günün sonunda değişmeyen bir gerçek vardır:

Çalışanın izi kalır; lafla yürüyen, kendi sözünde tökezler.

Kalın sağlıcakla.

DİĞER YAZILARI PAS 01-01-1970 03:00 HIRS GÖLGESİ 01-01-1970 03:00 Sessiz Defterler 01-01-1970 03:00 UYANIŞ 01-01-1970 03:00 Gecenin Gözetimsiz Karanlığı 01-01-1970 03:00 İrade 01-01-1970 03:00 Cami Adabı 01-01-1970 03:00 Özgürlük Sandığın Şey 01-01-1970 03:00 Kahkahanın İçindeki Hakikat 01-01-1970 03:00 DİL DİK DURUŞTUR 01-01-1970 03:00 “Sınav” 01-01-1970 03:00 Yağdanlıklar ve Çamurdan Şikâyet Edenler 01-01-1970 03:00 Alıştığın Şey, Artık Sen Oldun 01-01-1970 03:00 Bir Şey Olmuyor Sanıyoruz 01-01-1970 03:00 HAL... 01-01-1970 03:00 BİR KALEMİN MANİFESTOSU 01-01-1970 03:00