Bir çocuğun elinden tutmakla, onu hayata hazırlamak aynı şey değildir.
Bugün yaşanan birçok olayın ardından uzun uzun sebepler konuşuluyor. Kimi okulu işaret ediyor, kimi aileyi, kimi de değişen zamanları... Oysa bazen cevap, sanıldığından daha yakında durur. Çünkü bir toplumun geleceği, önce evlerinin içinde şekillenir.
Çocuklar dünyaya yalnızca büyümek için gelmezler; öğrenmek, anlamak, hissetmek ve insan olmak için gelirler. Onlara yürümeyi öğrettiğimiz kadar durmayı, konuşmayı öğrettiğimiz kadar susmayı, istemeyi öğrettiğimiz kadar vazgeçmeyi de öğretmek zorundayız.
Ne yazık ki son yıllarda başarıya verilen önem, karaktere verilen önemin önüne geçti. Çocuklarımızın hangi okulu kazandığını soruyoruz ama hangi değeri kazandığını aynı hassasiyetle merak etmiyoruz. Daha yüksek notlar, daha büyük hedefler, daha parlak gelecekler istiyoruz; fakat bütün bunların üzerinde yükselmesi gereken vicdanı bazen ihmal ediyoruz.
Oysa vicdan olmadan bilgi eksik kalır.
Merhamet olmadan başarı anlamını yitirir.
Saygı olmadan eğitim yalnızca kuru bir aktarım hâline gelir.
Çocuk, duyduğu öğütlerden çok gördüğü davranışlarla büyür. Evinde saygıyı görmeyen bir çocuğun okulda saygıyı içselleştirmesi kolay değildir. Sorumlulukla tanışmayan bir çocuğun hayatın yükünü taşıması da öyle...
Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:
Çocuklarımızı geleceğe mi hazırlıyoruz, yoksa yalnızca bir yarışa mı?
Çünkü insanı ayakta tutan şey yalnızca bilgi değildir. Onu insan yapan; vicdanı, merhameti, adaleti ve başkalarının hakkını gözetebilmesidir.
Bir toplumun gerçek zenginliği yüksek binaları, kalabalık şehirleri ya da parlak başarı hikâyeleri değildir. Gerçek zenginlik, yetiştirdiği insanların karakteridir.
Unutmayalım...
İhmal edilen her değer, bir gün başka bir sorun olarak karşımıza çıkar.
Ve bazen çocuklara bıraktığımız en ağır yük, onlara vermediğimiz terbiyenin eksikliğidir.
Bunun adı yalnızca hata değildir.
Bunun adı vebaldir.
