Spor basınının manşetlerine, televizyon ekranlarının prime-time kuşaklarına ve devasa sponsorluk anlaşmalarına baktığınızda sanki Türkiye sadece dev bütçeli birkaç branştan ibaretmiş gibi bir izlenime kapılırsınız. Milyonların havada uçuştuğu, haftalarca yayın haklarının, transferlerin ve reklam bütçelerinin konuşulduğu; ön planda tutulan ancak uluslararası alana çıkıldığında madalya kürsüsünde aynı sürekliliği yakalayamayan devasa bir endüstri: Yüksek bütçeli takım sporları.
Peki, işin gerçeği gerçekten bu mu? Ay-yıldızlı bayrağımızı Dünya ve Avrupa şampiyonalarında en tepeye çıkaran, İstiklal Marşı’mızı salonlarda defalarca inleten sporlarımız hangileri?
Sayılar ve madalya tabloları yalan söylemez. Tabloya biraz daha yakından ve objektif baktığımızda karşımıza çarpıcı bir tezat çıkıyor: En çok reklam bütçesi ayrılan, medyada ön plana çıkarılan takım sporları uluslararası bireysel madalya ve şampiyonluk grafiğinde gerilerde kalırken; kısıtlı imkânlarla destan yazan bireysel spor branşlarımız üvey evlat muamelesi görüyor.
Tatamiden Yükselen Sessiz Güç!
Bu tezatın en somut ve estetik örneği hiç şüphesiz Karate branşıdır.
Karate; sadece bir savunma sanatı veya spor dalı değil, disiplini, saygıyı ve zihinsel dayanıklılığı temel alan bir yaşam felsefesidir. Peki, iş madalyaya ve uluslararası genel klasman başarısına geldiğinde Karate bize ne anlatıyor?
* Sıfır İllüzyon, Maksimum Verim: Karate, olimpik programa dahil edildiği ilk organizasyon olan Tokyo 2020 Olimpiyatları'nda Türk spor tarihine altın harflerle geçen bir verimlilik sergiledi. Katıldığımız kategorilerin büyük kısmını kürsüde tamamlayarak 1 Gümüş ve 3 Bronz madalyayı ülkemize kazandırdı.
* Avrupa ve Dünya Dominasyonu: Avrupa ve Dünya Karate Şampiyonalarına baktığınızda Türkiye, genel klasman kürsüsünün ya en üst basamağındadır ya da ilk üçtedir. Kata ve Kumite disiplinlerinde yetiştirilen sporcular, dünyanın en ekol ülkelerine diz çöktürmektedir.
Buna karşın, Karate branşında Dünya ve Avrupa şampiyonu olan bir sporcumuzun haberi gazetelerin üçüncü sayfasında dipnot olarak geçerken; reklamlarla parlatılan takım sporlarındaki en ufak bir magazinel gelişme veya sıradan bir tartışma günlerce ana haber bültenlerini meşgul edebiliyor.
Geleneksel Ekol ile Reklam Endüstrisinin Çatışması
Sadece Karate değil; Güreş, Halter, Okçuluk ve Boks gibi branşlarımız da benzer bir kaderi paylaşıyor.
Olimpiyat tarihinde kazandığımız 100’den fazla madalyanın ezici bir çoğunluğu bu branşlardan gelmiştir. Güreşte 29 Olimpiyat Altını ile Dünya devlerine kök söktüren, Okçulukta Mete Gazoz ile gezegenin en iyisi olduğunu kanıtlayan, Halterde kırdığı rekorlarla tarih yazan bir ülkeyiz.
Ancak reklam bütçeleri, yayın hakları ve medya görünürlüğü söz konusu olduğunda tüm bu tarihsel başarılar bir kenara itiliyor. Popüler kültürün tüketime dayalı doğası, "gerçek başarıyı" değil, "satılabilir tantanayı" ön plana çıkarıyor.
Çözümün Anahtarı: Aynaya Bakmak ve Yerel Yönetimlerin Sorumluluğu
"Kimse bunu görmüyor mu?" sorusu aslında bir sitemden ziyade, Türk sporu için bir zihniyet devriminin habercisi olmalıdır.
Başarıyı sadece tribünlerdeki desibel seviyesiyle veya satılan forma sayısıyla ölçmek, bu ülkenin öz evlatlarının minderlerde, tatamilerde ve ringlerde döktüğü alın terine haksızlıktır.
Eğer gençliğimize doğru rol modeller sunmak, karakterli, disiplinli ve gerçekten başarılı nesiller yetiştirmek istiyorsak şu adımları atmak zorundayız:
* Yerel Yönetimler ve Liyakat: Belediyelerin ve yerel yönetimlerin sporu sadece yüksek bütçeli, popülist takım sporu yatırımlarından ibaret görmekten vazgeçmesi şarttır. Yerel yönetimler; kaynaklarını doğrudan bireysel sporların altyapısına yönlendirmeli, vizyon sahibi, kariyerli ve milli takımlara sporcu kazandıran doğru antrenörlerle iş birliği yapmalıdır. Bireysel sporlarda sürdürülebilir başarının temeli, liyakat sahibi antrenörlerin elinde yetişen yetenekli gençlerden geçer.
* Medya Sorumluluğu: Yayın organları şampiyon karatecilerimize, güreşçilerimize ve okçularımıza hak ettikleri manşetleri ve ekran sürelerini vermelidir.
* Sponsorluk Vizyonu: Özel sektör reklam bütçelerini sadece yüksek bütçeli popüler organizasyonlara değil, uluslararası kürsü garantisi olan branşlara yönlendirmelidir.
* Eğitim ve Spor Politikaları: Okullarda çocuklarımızı sadece popüler takım sporlarına yönlendirmek yerine, Karate gibi özdisiplin, özsaygı ve fiziksel gelişim kazandıran branşlarla erken yaşta tanıştırmalıyız.
Karate ve diğer mücadele sporlarımız, reklamı yapılmasa da bayrağımızı göndere çekmeye ve İstiklal Marşı'mızı dünyada çınlatmaya devam ediyor. Ancak bu sessiz kahramanların ve onları yetiştiren emekçi antrenörlerin hakkını teslim etmek bu toplumun spor kültürüne olan borcudur.
Gözümüzü popüler kültürün parıltılı ama kof ışıklarından ayırıp, tatamide ışıldayan gerçek madalyalara çevirme zamanı geldi de geçiyor bile.
Fatih Kutlu
Milli Antrenör, Spor Mentörü,
Edirne Kutlu Spor Kulübü Kurucusu.